ULUSAL AİLE HEKİMLİĞİ VE ACİLDE GÜNCEL SORUNLAR VE ADLİ OLGULARA YAKLAŞIM KONGRESİ - BİLDİRİ ÖZETLERİ

BİLDİRİ ÖZETLERİ

SÖZEL BİLDİRLERİ

SÖZEL BİLDİRİ 1

ACİL SERVİSTE ZOR HASTA ALGISI, NEDENLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Halil İbrahim Çıkrıklar1Yusuf Yürümez1Murat Yücel1Nuray Asan Aslan2Zülfü Engindeniz3Hüseyin Cebicci4, Mükerrem Altuntaş4

1 Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Acil Tıp Anabilim Dalı, Sakarya, Türkiye

2 Sakarya Üniversitesi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Acil Tıp Kliniği, Sakarya, Türkiye

3 Şevket Yılmaz Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Acil Tıp Kliniği, Bursa, Türkiye

4 Kayseri Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Acil Tıp Kliniği, Kayseri, Türkiye

Giriş ve amaç: Bu çalışmada acil servis hekimlerin tarafından tanı, tedavi ve yönetiminde yaşanan sıkıntılar nedeniyle zor olarak nitelendirilen olguların belirlenmesi, zorluk nedenlerinin analiz edilmesi ve çözüm önerilerinin ortaya konması amaçlandı.

Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı araştırma niteliğindeki bu çok merkezli çalışma Sakarya, Kayseri ve Bursa illerindeki ikinci ve üçüncü basamak kamu hastanelerinin acil servislerinde çalışan ve hazırlanan anket formunu eksiksiz dolduran 183 acil hekimi ile gerçekleştirildi.Anket formunda demografik bilgiler, “Zor olarak nitelendirilen hastalar”, “Zorluk nedenleri” ve “Çözüm önerileri” yer almakta idi. Analizler SPSS yazılımı kullanılarak yapıldı.Sürekli değişkenler ortalama ± standart sapma olarak sunuldu. Kategorik değişkenler sayı (n) ve yüzde (%) olarak sunuldu.

Bulgular:Çalışmaya katılan hekimlerin yaş ortalamalarının 32,16±6,6 yıl,  mesleki deneyimlerinin 6,84±6,37 yıl ve çoğunluğunun erkek (%63,4) olduğu saptandı. Katılımcılar tarafından zor hasta tanımlamasında  “Kaba ve saldırgan tutum sergileyen hastalar”, “Multipl Travma Hastaları” ve “Yaşlı Genel Dâhiliye Hastalarının” ilk sıralarda yer aldığı gözlendi. Zorluk nedenlerine bakıldığında ise saldırgan hastada “Güvenlik endişesi”, multipl travmalı ve yaşlı hastada ise “Konsultan Hekimlerin hastayı sahiplenmemesi”, “Hastanın hangi branş tarafından yatırılacağının belirsizliği” ve “Yer bulunamadığı için hastaların yatırılamaması” en başta gelen nedenler arasında yer aldığı saptandı.  Çözüm önerisi olarak ise, saldırgan hastada “Güvenlik Önlemlerinin Artırılması”, multipl travmalı ve yaşlı hastada ise “Konsültasyon Prosedürlerinin yazılı hale getirilip hekimlere yazılı olarak tebliğ edilmesi” ve “Ortada kalan hastaları hangi branşın yatıracağı ile ilgili yazılı prosedürlerin geliştirilmesi” ilk sıralarda yer almakta idi.

Sonuç: Acil serviste zor hasta olgusu bir gerçeği yansıtmakta olup hekimler tarafından özellikle saldırgan, multi travmalı ve yaşlı hastalar zor hasta olarak tanımlanmakta ve bu hasta gruplarında güvenlik, konsültasyon süreçleri, yatış işlemleri ve yer gibi nedenler zorluk algısının oluşmasında ilk sıralarda yer almaktadır. Zorluk algısının oluşmasında etkili olan faktörlere bakıldığında tıbbi nedenlerden ziyade işleyiş ile ilgili başlıkların ön planda olduğu ve bunların kurumsal prosedürlerin oluşturulması ve uygulanması ile çözümlenebilir nitelikte olduğu görülmektedir.

 

Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Zor Hasta, Tükenme Sendromu.

 

 

SÖZEL BİLDİRİ 2 

 

ACİLİYET  HEKİMLİĞİ

Akarca FK, Yılmaz G, Öztürk S, Yüksel E.

 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Acil Tıp AD

 

Giriş ve amaç: Acil servis kalabalığı ülkemizde ve dünyada sağlık bakım kalitesini etkileyen, mortalite ve morbiditeyi artırma gibi ciddi sonuçları olan bir halk sağlığı sorunudur. Son yıllarda konferanslarda, akademik ortamlarda ve tıp dünyasında çok tartışılan bu sorun acil servislerin yeni hastalığı ya da krizi şeklinde adlandırılmaktadır.

Acil servislere olan hasta başvurularının artmasında etkili olduğu düşünülen faktörlerin başında Acil olmayan başvurular, personel sayısındaki eksiklikler, acil olmayan başvuruları birinci basamak sağlık kuruluşlarına ulaşmada isteksizlik ve verilen sağlık hizmetlerinden memnuniyetsizlik, bazı hekimlerin hastaları acil servislere sevk etme çabaları, randevu ile yapılacak tetkikleri acilde daha hızlı yaptırma düşüncesi, yaşlı hasta sayısının artışı-komorbid hastalığı olan, mükerrer acil servis başvuruları ve mevsimsel hastalıklar sayılmaktadır.

Araştırma yukarıdaki bilgiler eşliğinde acil servis başvurularında birinci basamak sağlık hizmetlerinden yararlanma/yararlanmama durumlarını ve nedenlerini tanımlayarak sağlık hizmetlerinin kullanımı konusunda anlamlı veriler sunmaktır.

Yöntem: İleriye dönük, kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışmada, anket formunun uygunluğunu test etmek amacıyla 1 hafta süreyle elde edilen veriler sunulmuştur.  Çalışma verileri bir üniversite hastanesinin acil servisinde 12-24 saatleri arasında hızlı bakı birimine başvuran yeşil alan hastalarının birinci basamak sağlık hizmetlerinden yararlanma durumlarını saptamak amacıyla araştırmacılar tarafından hazırlanan 8 soru ve sosyodemografik bilgilerini içeren 6 soruluk anket formuyla birebir ve yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Çalışma evrenini 1 hafta süreyle hızlı bakı biriminde 12-24 arası sağlık hizmeti alan tüm hastalar (n=1699) oluşturmuş ancak minör travmayla başvuran 100 hasta, tetkik gerektiren 300 hasta ve hızlı bakı biriminden bakı birimine ileri bakı ve tedavi gerektiren 70 hasta örneklemin dışında bırakılarak toplam 1229 hasta ile çalışma tamamlanmıştır.

Bulgular: Çalışmaya alınan 1229 hastanın %36’sı mesai saatleri içinde, %64’ü mesai saatleri dışında başvuru yapmıştır. Yaş ortalamaları c=29.31 ± 9.9 bulunmuştur. Başvurular en sık (%40.6) 18-24 yaş aralığındadır. Başvurularda cinsiyetler hemen hemen eşit olarak dağılım göstermiştir (%50.8’i kadın, %49.2’si erkek). Meslek grupları içinde en fazla başvuru %36.9 ile öğrencilerde olmuştur. Hastaların %64.9’u çalışmanın yapıldığı acil servisin bulunduğu ilçe sınırlarında yaşarken, % 33.1’i diğer ilçelerde ve %2’si ide il dışında ikamet etmektedir. Hastaların %71.2’si aile hekimini bildiğini ifade ederken %28.8’i bilmiyorum olarak belirtmiştir. Aile hekimine başvuru yapanların oranı %55.9 iken hiç başvurmayanların oranı %44.1’dir. Aile hekimine hiç başvuru yapmayanların nedenlerine verilen cevaplarda, aile hekimini bilmediği için başvuru yapmayanların (%65.31) dışında Gerek duymadığını ifade edenlerin oranı %26.2, güvensizlik nedeniyle başvuru yapmayanların oranı %8.49 olarak bulunmuştur. Acil servise başvuru nedenleri arasında USYE % 38.3 ile ilk sırayı alırken, gastroenterit %16, baş ağrısı/dönmesi %10.2 ile en sık görülen yakınma olmuştur. Acil servise geldiği yakınma için öncesinde neredeyse tamamına yakını %93’ü, aile hekimliğine başvuru yapmamış olup nedeni sorusunu %29.5’i mesai saatleri dışı rahatsızlanma, %26.9’u çok ve ani başlangıçlı ağrı, %21.8’i güvensizlik olarak yanıtlamışlardır.

Tartışma ve sonuç: Acil servis kalabalığı tüm ülkeleri ve acil servisleri tehdit eden bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Bu hastalığın tedavisi için tüm hastaneler acil servislerinin kalabalıklığının nedenlerini bilmeleri ve bu nedenlere yönelik çözüm önerileri geliştirmeleri çok önemlidir. Çalışmamızın sonucu olarak birinci basamak sağlık hizmetlerinin etkinleştirecek çözümler üretilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Ancak bu ön çalışmanın verileri genişletilince daha kapsamlı değerlendirme yapılabilecektir. 

 

Anahtar Kelimeler: Acil servis, Sağlık Hizmeti, Aile Hekimi.

 

 

POSTER BİLDİRİLER

POSTER 1

ADLİ BİLİMLER VE RNA DÜNYASI

1,2Yasemin Soysal, 2Özgür Can, 2Yücel Arısoy

1Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Moleküler Tıp AD.

2Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD.

Bu poster 27-30 Nisan 2016 tarihinde Muğla’da düzenlenen 13. Adli Bilimler Kongresi’nde sunulmuştur.

Adli bilimlerin moleküler araştırmalara ilgisi gün geçtikçe artmaktadır. Postmortem dokuda gen ekspresyon paternlerinin incelenmesi moleküler adli araştırmalarda artan ilgi görmektedir. RNA’nın değişik formlarından gen ekspresyonunda yer alan mikroRNA (miRNA), anti-sense RNA (asRNA) ve small interfering RNA’lar (siRNA) tanımlanmıştır. Yaşama, büyüme, farklılaşma gibi hücresel kararlar özel gen ekspresyon paternleri ile düzenlenir.  Gen ekspresyon paternlerinin analizi patolojik durumlar ve ölüme neden olan koşullar hakkında ipucu verebilir. Adli genetikteki son gelişmelerle dokuya özel mRNA’lar ve microRNA’lar kullanılarak olay yerinden elde edilen lekelerin hangi tip vücut sıvısına ait olduğu açığa çıkartılabilmektedir. Özel mRNA degredasyon yapılarının kullanılması ile ölümden sonra geçen zamanın daha doğru belirlenmesi için yeni araçlar geliştirilmesine çalışılmaktadır. MicroRNA’lar gibi belirli düzenleyici elemanlar, yüksek oranda doku spesifiktir, stabilitesi yüksek olması ve uzun yarı ömürleri nedeniyle vücut sıvılarının ayırıcı tanımlamasında artan bir ilgi oluşturmuştur. Boğulma, Methamphetamine, mekanik asfiksi,  hipoksi kaynaklı ölümleri tanımlamak için biomarker olabilecek aday genlerle ilgili çalışmalar literatürde bildirilmiştir. Ölüm zamanı tayini amacıyla RNA, 18S-rRNA ve microRNA düzeyleri rat dokularında ölçülmüştür ve ölüm zamanın tayininde bir haftalık süreçte faydalı bilgiler verebileceği rapor edilmiştir. microRNA profillemesi doku ve vücut sıvılarının tanımlanmasında adli biyobelirteç olarak kullanılabilir mi? Gen ekspresyonu çalışmaları kullanılarak ölüm zamanı veya ölüm nedeni tespit edilebilir mi? Adli Bilimler RNA dünyasından nasıl faydalanabilir ve bu konularda son veriler nelerdir? Çalışmamızda bu soruların cevaplarının araştırılması ve tartışılması amaçlanmıştır.

POSTER 2

AİLE İÇİ ŞİDDET MAĞDURU ERKEK OLGULARIN

ADLİ TIBBİ DEĞERLENDİRMESİ

Gökçe Karaman1, Emin Biçen1, Zehra Demiroğlu Uyanıker1, Betül Kotan Atak2, Akça Toprak Ergönen1

1 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı

2Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı

Bu poster 27-30 Nisan 2016 tarihinde Muğla’da düzenlenen 13. Adli Bilimler Kongresi’nde sunulmuştur.

Giriş ve Amaç: Aile içi şiddet mağdurları genellikle kadınlar olmakla birlikte, erkekler de bu şiddete maruz kalabilmekte, fiziksel ve ruhsal sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışmada, anabilim dalımız tarafından değerlendirilen aile içi şiddet mağduru erkek bireylerin sosyo-demografik özelliklerinin ve şiddet sonucu meydana gelen travma bulgularının araştırılması amaçlanmıştır.

Yöntem: 2011-2015 yılları arasında anabilim dalımız polikliniğine ve acil servise aile içi şiddete maruz kaldığını belirterek başvuran ve tarafımızca değerlendirilen hastaların tıbbi kayıtları ve adli raporları incelenmiş, elde edilen veriler SPSS 15.0 programına girilerek istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.

Bulgular: Çalışmamızda aile içinde şiddete uğrayan 48 erkek hasta değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 38,3 idi. Hastaların % 40’ının partnerleri tarafından şiddete uğradığı, büyük bölümünün künt travma sonucu yaralandığı ve bir olgunun fiziksel şiddet olmaksızın yalnız sözel şiddete maruz kaldığı gözlendi. Yaralanmalar en fazla baş ve boyun bölgelerindeydi. 10 olgunun yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte ve bir olgunun ise yaşamını tehlikeye sokacak özellikte olduğu görüldü. 6 olguda kemik kırığı meydana geldiği, 4 olgunun yaralanmasının ruh sağlığında bozulma oluşturacak nitelikte olduğu görüldü.

Tartışma ve sonuç: Kadın partnerlerinin şiddetine maruz kalan erkek hastalarımızın yaralanmalarının çoğunlukla basit tıbbi müdahale ile giderilecek özellikte olduğu gözlendi. Bu bulgu literatür ile de uyumlu olarak değerlendirildi. Kaynaklarda kadınların erkek eşlerine uyguladıkları şiddetin çoğunlukla kendilerini savunma amaçlı olduğu belirtilmektedir. Çalışmamızda öyküsünde, eş zamanlı birbirine şiddet uyguladıklarını belirten olgular da gözlendi. Hastanemizde anabilim dalımız tarafından tutulan nöbetlerde aile içi şiddete uğrayan olgulara uygun zaman ayrılarak muayene ve adli tıbbi değerlendirmeleri yapılmaktadır. Aile içi şiddet olgularının adli tıbbi değerlendirmelerinin saha sağlıklı yapılmasında bu yaklaşımın önemli olduğu düşüncesindeyiz.  

Anahtar Kelimeler: Erkek hasta, aile içi şiddet, medikolegal değerlendirme.

POSTER 3

ATİPİK ÖZELLİKLİ ÇIKIŞ DELİĞİ OLAN ATEŞLİ SİLAH YARALANMASI

Mehmet Şengül1, Emin Biçen1, Devrim S. Özkan1, Murat Köker2, Mustafa Dalgıç2

1 Dokuz Eylül Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı

2Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı

Bu poster 27-30 Nisan 2016 tarihinde Muğla’da düzenlenen 13. Adli Bilimler Kongresi’nde sunulmuştur.

Giriş ve Amaç: Ateşli silah yaralanmalarında ve ateşli silahlara bağlı ölümlerde atış mesafesini değerlendirmede; giysi özellikleri, atış artıkları ve materyallerinden yararlanılabilmektedir.

Bu olgu sunumunun amacı; atış özelliğini ortaya koyan unsurların incelenmesi esnasında gerekli özenin gösterilmesi gerektiğini ve atipik olarak nitelendirilebilecek bulgulardan birini vurgulamaktır.

Olgu: 53 yaşında erkek cesedi. Savcılık tutanaklarında av tüfeği ile oluşan yaralanma sonucunda öldüğü belirtilen kişi, kimlik tespitinin ve dış muayenesinin ardından adli otopsi kararı verilerek Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı Morg Dairesine sevk edilmiştir.

Otopsi raporuna göre, ateşli silah yarasının alt çeneden başlayıp, vertekse uzandığı, yara çevresinde yanık ve is görüldüğü belirtilmekte olup ayrıca çıkış deliğine uyan verteks bölgesinde de atış materyaline bağlı oluşan is ile uyumlu alan görülmektedir.

Tartışma ve Sonuç: Ateşli silah yaralanmaları ile ilgili kaynakların çoğunda çıkış deliği üzerinde herhangi bir is izinden bahsedilmemekle beraber literatürde bizim olgumuzdaki gibi atipik olgulara da ender olarak rastlanılmaktadır.

Olgumuz, ateşli silah yaralanmalarının değerlendirilmesinde literatür bilgisi ve deneyim paylaşımının önemli olduğu düşüncesiyle kaynaklar ışığında tartışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Ateşli silah, otopsi, atipik çıkış deliği.

POSTER 4

BÜTAN GAZI İNHALASYONU SONUCU ÖLÜM

OLGU SUNUMU

Murat Köker*, Burçin Gürbeden**, Gökçe Karaman**, Mustafa Dalgıç*, Erdem Özkara**

* Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı, Bayraklı, İzmir

** Adli Tıp Anabilim Dalı, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF), İnciraltı, İzmir

Bu poster 27-30 Nisan 2016 tarihinde Muğla’da düzenlenen 13. Adli Bilimler Kongresi’nde sunulmuştur.

Giriş ve Amaç: Uçucu madde bağımlılığı ülkemizde giderek yaygınlaşan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Çakmak gazı olarak da bilinen bütan gazı özellikle ergenler ve genç erişkinler arasında keyif verici bir madde olarak kullanılmaktadır. Bütan gazı inhalasyonu sonrası klinik tablo öfori ve konfüzyondan nöbet ve komaya kadar değişkendir. Akut myokard infarktüsü, ventriküler fibrilasyon veya asistoli gibi ciddi kardiyak yan etkilere neden olabilmektedir.

Çalışmamızın amacı; uçucu madde bağımlılığı olduğu bilinen, rahatsızlanması sonrası götürüldüğü hastanede tedavi görmekteyken ölmesi sonucu Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı'nda otopsisi yapılan bir olgu üzerinden uçucu maddelerin kötüye kullanımı sorununa ve ani ölüm riskine dikkat çekmektir.

Olgu: 14 yaşında erkek hasta, çakmak gazı bağımlılığı olduğu yakınları tarafından ifade edilmektedir. Eylül 2015 tarihinde rahatsızlanması nedeniyle hastaneye götürülür, yoğun bakımda tedavi görmekteyken eksitus olması sonrası Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı'nda otopsisi yapılır. Otopsi esnasında propan ve bütan aranmak üzere kan ve akciğer örnekleri alınır, kanda n-bütan bulunur. Yapılan otopsi sonucunda ölümün bütan inhalasyonuna bağlı asfiksi ve bu nedenle gelişen komplikasyonlar (myokard infaktüsü, pnömoni, sentrilobüler hemorajik nekroz) nedeniyle meydana geldiği bildirilir.

Tartışma ve Sonuç: Ülkemizde görülme sıklığı giderek artan uçucu madde bağımlılığı konusunda ailelere, riskli gruplara ve eğiticilere yönelik eğitsel aktivitelerde bulunulmalı,  toplumun ve bireylerin kötüye kullanımın olası sonuçları konusunda sağlık çalışanları tarafından bilgilendirilmeleri, kolayca elde edilebilen bu maddelerin satılması ve bulundurulması ile ilgili bir takım düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Ayrıca ergen ve genç erişkinlerde meydana gelen ani ölümlerde otopsi sırasında hekimlerin uçucu madde inhalasyonunu akıllarında bulundurmaları önemlidir.

Anahtar Kelimeler: Bütan gazı, inhalasyon, otopsi, myokard infarktüsü.

POSTER 5

ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE ANİ KARDİYAK ÖLÜM

OLGULARININ POSTMORTEM DEĞERLENİRİLMESİ

Murat Köker*, Gökçe Karaman**, Burçin Gürbeden**, Fatih Şen** İsmail Özgür Can**

* Adli Tıp Kurumu İzmir Grup Başkanlığı, Bayraklı, İzmir

** Adli Tıp Anabilim Dalı, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF), İnciraltı, İzmir

Bu poster 27-30 Nisan 2016 tarihinde Muğla’da düzenlenen 13. Adli Bilimler Kongresi’nde sunulmuştur.

Giriş ve Amaç: Ani beklenmedik ölüm nedenleri içerisinde ilk sırada kardiyak nedenler bulunmaktadır. Çocukluk döneminde ani ölüm sıklıkla ilk bir yıl içerisinde görülmektedir. Çalışmamızda ani kardiyak nedenli öldüğü düşünülen 18 yaş altı beş olgunun otopsi sonuçları değerlendirilerek geç çocukluk, ergenlik döneminde ani kardiyak ölüm nedenleri, postmortem tanı sürecinde yapılması gerekenler ve karşılaşılan zorluklar tartışılmaya çalışılmıştır.

Olgu: Çalışmamızda 2013-2015 yılları arasında İzmir Adli Tıp Kurumu’nda otopsileri yapılan 18 yaş altı 320 çocuk olgu içerisinden, ani olarak ölmüş 13 ile 18 yaş arasındaki 5 olgu değerlendirilmiştir. Olguların biri epilepsi hastası olup otopsisinde ilk 24 saat ile uyumlu miyokard enfarktüsü odakları olduğu belirlendi. Olguların birinde madde kullanımı öyküsü olup ilk 24 saat ile uyumlu miyokard enfarktüsü ve akciğerlerin ileri derecede ödemli olduğu gözlendi. İki olguda hipertrofik kas lifleri ve akciğer ödemi tespit edildi ve bu iki olgudan birinde yer yer nedbe odakları içeren geniş miyokard enfarktüsü alanları olduğu, diğerinde ilk 24 saat ile uyumlu miyokard enfarktüsü odakları olduğu belirlendi. Bir olguda miyokarda 7-10 gün ile uyumlu fokal miyokard enfarktüsü ve subepikardiyal mikrohemoraji odağı tespit edildi.

Tartışma ve Sonuç: Olguların yapılan otopsisi ve patolojik incelemeleri sonucunda hepsinin akut miyokard enfarktüsü nedeniyle öldüğü sonucuna varılmıştır. Olguların hiç birinde kalpte miyokard enferktüsüne yol açabilecek gross morfolojik bir anomali belirlenemedi. Kalp kapakçıkları ve koroner arterler normal görünümde idi. Kardiyak iyon kanalopatiler, metabolik bozukluklar ve intoksikasyonlar bu yaş grubunda ani ölümlerde göz önünde bulundurulması gereken ölüm nedenleri arasındadır. Özellikle primer kalp ritim bozukluklarının belirlenebilmesi için, şüpheli madde kullanımına yönelik gerekli incelemelerin yapılması, uluslararası standartlarda yapılması önerilen otopside kalp diseksiyonlarının yapılması ve moleküler incelemelerin daha düşük maliyetli ve uygulanabilir olması konusu tartışılmaya çalışıldı.

Anahtar Kelimeler: Ani kardiyak ölüm, myokard infarktüsü, otopsi.

POSTER 6

TRAVMA SONRASI İMPLANTLARDA KIRILMANIN MEDİKOLEGAL YÖNÜ:

OLGU SUNUMU

Gökçe Karaman1,  İsmail Özgür Can1, Mehmet Erduran2, Yücel Arısoy1

1 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı

2 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı

Bu poster 27-30 Nisan 2016 tarihinde Muğla’da düzenlenen 13. Adli Bilimler Kongresi’nde sunulmuştur.

İskelet sistemi, başlıca olarak vücudun hareket edebilmesini, stabilite ve dayanıklılığını sağlar. Türk Ceza Yasasında Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçların ele alındığı İkinci Bölümde kemik kırıklarına ayrıca yer verilmiştir ve ağırlaştırıcı bir unsur olarak ele alınmıştır.

İmplantlar, kırık kaynayıncaya kadar kırılan, zarar gören kemiğin işlevini geçici olarak gören yapılardır. Kırık kaynamasını etkileyen faktörler arasında implanta ait uygulama tekniği, yerleşimi gibi değişkenlerde bulunmaktadır. Burada ortaya çıkan soru, vücut içerisine yerleştirilmiş kemik ve eklem protezleri ile destekleyici amaçlı yapay materyallerin kırılması durumu kemik kırığı olarak kabul edilebilir mi? 2013 yılında güncellenen “Türk Ceza Kanunu’nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi” başlıklı kılavuzda bu duruma yer verilmemiştir. Araç içi trafik kazası nedeniyle T11 - L5 vertebralarda posterior metalik fiksasyon cihazı kırılan ve polikliniğimize başvuran 1946 doğumlu kadın olgu üzerinden klinik durumun ağırlık derecesinin medikolegal yönünün tartışılması amaçlanmıştır. Bu konuda diğer olgu deneyimleri de paylaşılmaya çalışılacaktır.

Olguda, L4-L5 listhesisi ve vertebral stenoz nedeniyle kaza öncesi Th11-L5 arası posterior spinal enstrumentasyon bulunmaktadır. Trafik kazası sonrasında, sağ taraftaki rodda 2.ve 8. pedikül vidalar arasında kırık ve sağ taraftaki 2. pedikül vidada kırık meydana gelmiştir.

İmplantların getirdiği sorunlar dikkate alınarak bu tür yapay cisimlerin travma sonrası etkilenmelerinde kemik kırığı olarak kabul edilip edilemeyeceği konusu ortaya konulmaya çalışıldı.Özellikle, implant/protez sıralamasının yapılarak, kemik kırıklarının olduğu listede ayrı bir başlık altında yer alabileceği önerildi.

Anahtar kelimeler: implant, kemik kırığı, adli tıp.

sahum-logo

Planladığımız aktiviteler:a-Ulusal ve uluslararası kongre, konferans, sempozyum, seminer, panel, kurs, sergi ve benzeri bilimsel toplantılarla sağlık/hukuk çalışanlarının ve vatandaşların bilgilenmelerini sağlamak,

>>DEVAMI>>